Aşkın adı neydi

Sahi nedir bu herkesin aşk arayışları, feryatları ? Herkes mi arıyor sanki dediğini duyar gibiyim. Evet , gariptir ki herkes sevgiyi arıyor. Kimse o:) Peki aşkı,sevgiyi aradık bulduk diyelim, nedir bizi mutsuz eden , bazen ümitsiz kılan? Aradığımızı bulamadık mı? Yoksa aradığımız bu değil miydi acaba ? Aşk kalıplarımız sevdiğimize büyük mü geldi? Taşıyamıyor mu üzerine diktiğimiz elbiseyi . Eh, eğreti duruyor bazen – ama hayırlısı mı olsun:)
Halbuki ona çarpılmıştın, öyle ya! Evet, evet hatırla hem de ne çarpılmıştın, ah ah…Sorayım o vakit. Çarpıldın de , gerçek aşkı da engellediğini fark ettin mi bunu yaparken peki? Karşındakini tanımaya mı çalıştın ,yoksa bu durumda onu yok mu saydın? Birine çarpılmak ile gerçek aşkı ayıran nedir biliyor musun? Aşkı istiyor musun gerçekten, yoksa denk geldi diye mi sahip çıkıyorsun, hangi duyguya esir kalmışsın ? Boşluk mu? Vefa mı? Yalnızlık korkusu mu yoksa? Hah buldum ! Sevilme ihtiyacı ?! Yahu, vardır bir sebep! dediğini duyar gibi oldum…Elbette ki var, sadece farkında mısın gerçek sebebinin, ne olduğundan , sorum o. Aşk diyorum , salçalı makarna değil bu;) Bunun üzerine kafa yormak gibi bir durum oluşmadıysa şimdiye kadar-ki buna pek ihtimal vermem ama- sormanın zamanı gelsin o vakit. Sorgulamak iyi değil çok fazla de diyebilirsin elbette. Ne diyeyim. Hayatı farkında olmadan da yaşayabilirsin, hakkın elbette…
Ama bence sorgulamak iyidir iyi:) Hayatı yaşayan , kendi hayatın yegane sahibi sen değil misin yaşadığın müddetçe? Neden diyorum biliyor musun? Mutluluk herkesin hakkı olsa da, insan fıtratı gereği doyumsuzdur. Zihin aşkı aramakla geçirir ömrünü, ruh ise aşkı çoktan bilse bile. Kalp ne yapıyor peki? Aşka bakıyor:) Sadece aşka mi diyeceksin? Evet, sadece aşka. Bi düşün, göz neyi görürse zihin onun derdine düşüyor ya, peki kalp hangi aşkla meşgul olur söyle bakayım ?? Belki cevabın hepimizi aydınlatır, kim bilir.
Ünlü bir Zen ustası olan Nhat Hanh bu durumu güzel bir benzetme ile açıklıyor:
Eğer bir bardak suya, bir avuç dolusu tuz atarsanız, o su içilmez olur. Ama bir avuç tuzu bir nehre atarsanız, insanlar hala o sudan içip, yemek pişirebilirler. Nehir kocamandır, kabullenme ve dönüştürme yetisi vardır. Kalbimiz küçükse, anlayışımız ve merhametimiz limitlidir, ve acı çekeriz. Diğer insanları ve hatalarını kabullenemeyiz ve değişmelerini bekleriz. Ancak kalbimiz büyüdüğünde, böyle şeyler bize acı çektirmez. Çok fazla anlayış gösterebiliriz ve diğer insanları kabulleniriz. Onları oldukları gibi kabullendiğimizde, değişim şansları da olur.
Bu durumda, asıl soru kendi kalbimizi nasıl büyütebileceğimiz. Bunun yolu da kendimizi anlamak, kendi acılarımızı fark edip kendimize şefkat göstermeye başlamaktan geçiyor.

😊Sevgilerimle
Son söz: Kendimizi gerçekten sevdiğimizde, başkalarına da gerçek sevgiyi duyabiliriz:)

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

You may also like...

Bir Cevap Yazın