La la Land (Aşıklar Şehri)

Hayatlarında yön bulmaya çalışan iki tutkulu insan Sebastian ve Mia’nın yolları, Los Angeles’ta trafiğin sıkışık olduğu bir gün kesişir. Her ikisi de sanat tutkunu olan bu iki insan, hayallerini gerçekleştirme yolunda düşe kalka ilerlemektedir (BeyazPerde)

Yıllar sonra eski müzikal tatlarda bir aşk filmi izliyorum diye tam sevinirken bir şeyler eksik diyorsunuz içinizden, green screen (yeşil perde) teknolojisiyle oluşturulan o buğulu ortamlar olmasa “Bu arkadaşlar gerçekten aşık olmayı oynuyorlar” dedirtecek kadar birbirine eklenmeye çalışılan iki kişi var karşımızda, son sahne olmasa kendi kendinize “Bu aşk filmi miydi?” diye soracak duruma geliyorsunuz izlerken, sonra defalarca İMDB puanına bakıyorsunuz, aldığı ödüller falan, ödülü hangi özelliği ile aldığını çıkarmaya çalışıyorsunuz ve cevabı da buluyorsunuz; DANS DANS evet danslar gerçekten çok iyi, müzik güzel.

Aşk havası ise “Teklif edildi, parası da güzeldi, çekelim gidelim diye düşündük” havasında çekilmiş. Danslar ve müziğe bir de bu hava doğru dürüst eklenseydi oskar heykelciklerini kesinlikle hak ederdi, yine de bir çok dalda ödül alır diye düşünüyorum. En azından yeni nesil içinden güzel bir aşk geçirilmeye çalışılan bir müzikal izlemiş olacak.

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

You may also like...

Bir Cevap Yazın