Sosyal Medyanın Yarattığı Yeni Tür

Televizyonların bizi esir aldığı zamanlara geri dönüp baktığımızda birileri bir şeyler yapar avucumuzda çektirdiklerimizle ile onları izlerdik, yani medya işinin diğer tarafında tamamen tüketici konumundaydık. Sonra sosyal medyanın gelişmeye başladığı dönemlerde birileri “Bende mutfakta olabilirim” diyerek bir şeyler üretip sunmaya başladı; sesi güzelse şarkı söyledi, şiir okudu, yazdıklarını paylaştı falan filan. Buraya kadar her şey iyiydi çünkü bu üretime başlayan insanlar zaten yetenekleri ile mutfağın dışında bekliyor ve bir gün o mutfağa girip güzel yemek yapabileceklerini düşlüyorlardı. Sosyal medya ortamı bu kişilere kucağını açmıştı ve özgürce yeteneklerini ,bilgi ve tecrübelerini paylaşabiliyorlardı.

Sonra bir şey oldu; kim ne bulduysa paylaştı sosyal ortamda; şiir adına,şarkı adına, yetenek isteyen her şey adına. Şimdi diyeceksiniz ki “Eee ne var bunda her kes ürettiğini paylaşıyor; alan memnun satan memnun”

İşte tamda burada size bir sanat alanını mahvedebilecek bir durumdan bahsedeyim; sanat izleyicisi ile vardır ve sanat bir mıknatıstır ortada durur izleyici kitle metal gibi onu bulur ve sanat zenginleşir. Şimdi paslı bir metal kalkıp rahatlıkla “Ben de mıknatısım benim etrafımda da toplanılsın” demekte bu bu durum çığ gibi büyümektedir, “E bu da iyi, ne güzel sanat yapılıyor diyelim.

“Yahu biraz kendini geliştir, mıknatısı biraz incele, biraz emek ver senin de etrafına toplanırız” yok “Oldum” denir başka da bir şey denmez ve gerçekten de bayağı izleyici, takipçi bulur(çünkü bu yazıya bulaştırmayacağım başka durumlar vardır). Şimdi klasik bir şey söyleyecekleri duyar gibi oluyorum; “Toplumsal sanat anlayışı iyi olanlar ve kötü olanları ayırır” yok ya kaç sene sonra? Gerçek sanatçılar emek verenler fosilleştikten sonra mı, Nazım Hikmet şiir kitabı 20 adet satarken yüz binlerce takipçisi olan Nazım Hikmet sayfaları açılırken mi? Bu sayfalarda insanların Nazım Hikmet’i bırakıp Abudik gubidik yeteneksizliklerini paylaşırken mi veya Özdemir Asaf şiirlerini takip ediyormuş gibi olan fakat sayfa yöneticisine “Özdemir Asaf’la çok tanışmak istiyorum” derken mi düzelecek.

Ne olacağını size söyleyeyim; önce sinemayı çok sevdiklerini söyleyip bir film nasıl çekilir, hangi emekle yapılır, ne kadar para harcanır, bilet alınmazsa bir daha film çekilmeyebilir düşüncesine sahip olmadan sinemadan çekimleri dahi İnternetten izleyenler sinemayı bitirecek, kitap kavramı diye bir olay kalmayacak çünkü “Kitap nedir yahu ben kendim kitabım” diyenler artacak.

Neyse uzatmayayım yaşayıp göreceğiz…

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

You may also like...

Bir Cevap Yazın